Herkes Geçmişinin Tekrarını Yaşar…!!
20 Kasım 2017
İnsanın 3 Yaşı
20 Kasım 2017

Otomatik olarak sistem yaşama kodlanmıştır. Yaşarız. Çoşkuyla yaşarız, yemek ararız, sevgi ararız, ilgi ararız, üretiriz. Bunlar sempatik sistemin aktiviteleri. Canlılığımız, hareketliliğimiz, coşkumuz. Burada işler kötü gittiğinde, beklediğimizi bulamadığımızda, hayal kırıklıklarımızda, hayatın gerçekleri, travmalar karşısında sistem parasempatik sisteme düşer. Bu ikisi de duygusal ateşlemelerdir. Ateşlemeler, nöronların birbirleriyle olan bağlantılarında kullanılan bir terimdir. Bir nöron elektriksel potansiyel değişikliğe uğrar, nöron boyunca bu iletilir ve başka bir nörona geldiğinde öbür nöronu ateşler onda da aynı etki olur. Milyonlarca ve milyarlarca nöron ateşlenerek zihnin bir anda belirli bir duygusal yapıya ulaşmasına neden olur. İşte bu duygusal yapı iki ana eksendedir. Birisi sempatik eksen, birisi parasempatik eksen. Coşkuyla insanları yüceleştirip, coşkuyla bir şeyleri anlatmak bu sempatik eksenin aktive olduğunu size gösterir, o kırıldığında, o incindiğinde o coşku elinden alındığında parasempatik sistem aktive olur. Bu da parasempatik sistemdeki nöronların ateşlenmesiyle mümkündür.

Sempatik ve parasempatik diye iki dünya ruhumuzdaki otomatik, kodlanmış olan şifrelerin aktivasyonudur.

Sempatik sisteme, soyut düşünen, psikolojiyle ilgilenen araştırmalar “libidinal birim” demişler. Libido; içi enerji dolu alan kısmımız, hayat dolu olan kısmımız. Bu İslam kültüründe; şehvet, uzak doğuda; ying olan tarafımız, mitolojide; eros olan tarafımızdır. Aynı beynimizin, işler kötüye gittiğinde, sıkıntıya düştüğümüzde ateşlenen kısmına yani parasempatik kısmına “agresyon birim” denir. Buna İslam kültüründe; gazap, uzak doğu kültüründe; yung denir. Bu iki birim iki duygusal alan psikolojide ki iki temel kutuptur. İnsan ya coşkuyla ya da saldırıyla hareket eder.

Bir bebek bu nöronal ateşlemeleri nerde, hangi şiddette yapacağını ve ne zaman durduracağıyla ilgili yetilerle donatılmamıştır. Bebek sempatik sistemi aktive ettiğinde o coşku bulutu bütün nöronlara yayılır, bütün beyni kuşatır. Onu durdurabilecek tek kişi; bakım veren annedir. Çocukta olmayan bu yetiler anne sayesinde düzenlenir, buna duygusal düzenleme denir. Çocuğun coşkusunun şiddet derecesini nasıl ayarlayacağını, o coşkusunu ne kadar yaşayacağına, hangi noktalarda tutacağını otomatik olarak ayarlayan kişiye anne denir. Annenin ve ya bakıcının bu yetisi çocuğa yavaş yavaş aktarılır. Bu anneyle çocuk arasındaki bir iletişimdir. Çocuk kendi duygusal düzenlemesini yapma becerisinden mahrumdur.

Çevresel etkenlere bağlı olan kritik dönemeçler vardır. 0-2 yaş arasında beynimizin, 6. Aylardan sonra başlayarak her bir ayda belirli dönemeçlerle duygusal regülasyonu ayarlama kapasitesini anneden ve ya bakıcıdan alır. İşte bu dönemde anne ile çocuk arasındaki ilişki sağlıklı ise; anne çocuğun bu duygusal düzenleme, kontrolü arttırma ve azaltma yetilerini bir şekilde çocuğa verebiliyorsa, çocuğun o nöronal alanları yavaş yavaş değişir, nöronal yolakları oluşur, kullanılması gerekenler budanır kapatılır ve ölür, kullanılması gerekenler de artar. Bir bahçenin bir bahçivan tarafından dizayn edilmesi gibidir.

Bu yapı ilk başta, bilinçsiz bir şekilde anneyle çocuğun yüz yüze kaldığı göz temasıyla başlar. Göz teması birbirini tetikleyen özel programlarla donatılmıştır. Bu programlar hiçbir bireyin kontrolünde değildir. Anneyle çocuğun göz göze geldiğinde pupil refleksiyle başlayan, beynin özellikle limbik sisteminden başlayarak prefrontal kortekse kadar giden yapı içerisinde, henüz olgunlaşmamış olan, sağ frontal korteks (sağ beyin) doğumdan sonraki iki yıl içinde iki buçuk kat büyür. Bu büyümede, kritik dönemler dediğimiz dönemde duygusal düzenlemeyi oluşturacak olan kişi annedir. Sağ beynin organik yapısı oluşur ya da bahçivanın olmadığı bir bahçede otların gelişi güzel büyümesi gibi bir organ meydana gelir. Bu dönem insan yaşamının en kritik dönemidir, sağ beyin organik olarak büyür.

Sağ beyin; henüz sözel iletişimin olmadığı, imgelerin, duyguların ve yaşantıların simgeye dönüşmediği, söze dönüşmediği, etiketlenmediği, sol beyin tarafından anlamlandırılıp kelimeye dökülmediği, aktarılmadığı, sözsüz iletişim döneminde, sağ beyinden sağ beyine anneyle çocuk arasında inanılmaz duygu ve sözsüz iletişim trafiği oluşur.

Sözsüz iletişimde etkili olan faktörler;

Gözlerdeki ışığın birleşmesi,

Milisaniyelerde yüzdeki kas hareketleri ve mimikler,

Ses tonundaki tınının artması- azalması ve frekansı,

Vücudumuzun duruş şekli,

Çocuğa, çocuktan anneye karşılıklı inanılmaz mesajlar taşır.

İnsan insana ilişkilerin büyük bir kısmı bu şekilde nonverbaldir(sözsüz iletişim). Bireyin duygusal düzenlemesi sağlıklı yapılmış ise, anneyle çocuk arasındaki kapasiteler karşılıklı olarak artırılmış ise ötekini hissedip anlaması kolaylaşır. Aksine regülasyonu sağlayan o kritik dönemlerde, beynin yapılanması anında, anne gerekli duygusal desteği çocuğa vermezse, çocuk kafasındaki parametreleri inşa edecek ve ötekileri asla gerçek manada anlayamayacaktır, bu da ötekiyle kurmuş olduğu ilişkilerin tamamını kafasındaki dünyaya göre algılayacak ve hissedecektir. Bu 0-2 yaş döneminde; kişilik bozukluğu ya da kendilik bozukluğuna götüren en temel etkendir. Üç temel kişilik bozukluğu tanımlanır.

  • Borderline kişilik bozukluğu
  • Narsisistik kişilik bozukluğu
  • Şizoid kişilik bozukluğu.

Borderline yapılar bu libidinal birimle-agresyon birimini bir araya getirip regülasyon yapamadığı için bütün dünyayı libidinal birimle algılar, eğer agresyon birimine geçerse acılar ve sıkıntılar yaşar ve bir an önce dışsallaştırmaya çalışır.

Narsisistik yapılarda tamamen kafasında oluşturduğu, büyüklenmeci insan olduğuna, her şeyin özelinin kendisine ait olduğuna, muhteşem olduğuna dair inancını yaşar. Bir füzyon içerisindedir, kötü tarafları, parasempatik sistem taraflarının, eksik, kusurlu tarafların asla kendine ait olmadığını hepsinin dışarıya ait olduğunu düşünür ve kendisi muhteşem olarak kalır. Bütün ilişkilerini bu bakış açısı üzerine kurar. İlişkilerinde muhatap olduğu kişiler onun uzantısı olduğu sürece hiç bir sorun yaşamazlar, eğer karşısındaki birey bu dünyasına aykırı bir şekilde, düşünce, davranış, bir duygulanım sergilediğinde karşısındaki insan dünyanın en adi insanı olur, onu dışlar ve bunu da çok mantıksal, haklı gerekçelere dayandırır. Bu tip insanların dış dünyayla sağlıklı bir ilişki kurması mümkün değildir. Ancak kendisine köleler yaratır, onu kutsayacak, onu onayacak, onun kafasındaki dünyaya ayak uydurduğu müddetçe onunla ilişki ve iletişimde kalacak insanlar yaratır.

Şizoid yapılarda; tamamen kendi köşesine çekilmiş, iç dünyasına çekilmiş, öbürüyle olabildiğince az ilişki kurup kendi canının yanmasını önlemeye çalışan bir insan modeli görülür.

Bunlar 0-2 yaş döneminde sağ beyin büyürken annenin çocuğun duygusal regülasyonu sağlayamaması sonucunda kalıcı bir hasarı bebeğin dünyasına, bebeğin zihnine yerleştirmesidir. 2 yaş dolduktan sonra sağ beyindeki yaşanmış olan her türlü duygusal yapı sol beyne aktarılır, sol beyin onu kelimeye döküyor, anlamlandırıyor. Eğer sağ beyinde sempatik ve parasempatik sistemin aynı beynin iki duygusal alanı olduğu, kendimizle ve dışarıdaki insanlarla ilgili, hem libidinal birim, hem agresyon birimin bir arada bulunduğunu, toplumsal anlamda bütün gri tonları taşıyan bir birey olduğumuzu ve karşıdakinin de aynı gri tonları taşıyan bir birey olduğunu annemiz sayesinde bir kapasite edinmişsek, bütün bir insanın zihinsel görüsü, zihinsel imgesi zihnimizde canlanır. Duygusal ve zihinsel bütünlük oluşmuştur. İşte o bütünlük artık sol beyin tarafından işlenmeye başlanır. İnsanın kendisiyle ilgili negatif ve pozitif tarafları, ötekiyle ilgili pozitif ve negatif taraflarını objektif bir şekilde hisseden bir insan haline geldiğinde 3 yaşından itibaren sol beyin büyümeye başlar. Bu defa sağ beyinde yaşanan duygular ve düşünceler ve davranışları kelimelere döker, anlamlandırır. Artık çocuk içindekileri ifade eder. Bu şekilde söze döküldüğünde ise artık libidinal birim ve agresyon birim birleşmiş, bölme dediğimiz ayrı ayrı duran iki dünya bir dünya haline gelmiştir, buna nesne bütünlüğü, kendilik bütünlüğü denir. Eğer 0-2 yaş döneminde, anne çocuk arasındaki kurulan ilişkide bölme daha sonraki yıllarda devam ediyorsa ileriki yaşlarda bu ayrı duran iki nörolojik yapının bir bütün halinde birleştirilmesi, deneyime dayalı, uzun süreli psikoterapilerle mümkün olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: